Akdeniz ve Akdenizli Olmak

Akdeniz / Mediterranean – WondersoftheMediterranean.com

Akdeniz ve Akdenizli olmakla ilgili bazı güzel sözler ve yazılar aşağıdadır. Umarız siz de beğenirsiniz;

AKDENİZ

Akdeniz, binlerce yıl öncesinden aynı Karadeniz gibi bir iç deniz olduğu zamandan beri, gelişmiş efsaneleri, sözlü ve yazılı tarihi olan, insanlığın evriminde adı anılan bir denizdir. Uygarlık tarihinin kilometre taşları onun kıyıları üzerinde dizilidir bir bir. Üç kıtanın kapısı ona doğru açılır, göç yolları , ticaret yolları ona doğru akar gelir. Mitolojinin ve tek tanrılı dinlerin, bilimin, sanatın doğuşu, yükselişi hep Akdeniz güneşiyle yarışırcasına o bölgenin sonsuzluğa armağan ettiği aydınlıklardır.

Akdeniz’in hiçbir özelliği ve mirası kolayına paylaşılmamıştır insanlar arasında. Bu nedenle de, savaşın ve kavganın beşiğidir. Doğası, iklimi, tarihsel ve kültürel altyapısı yaratıcılığı kışkırtır, heyecan verir. Derin duygulanımların, dostlukların, aşkın önkoşulunu hazır tutar. Bu nedenlerledir ki, Akdeniz insanı her konuda coşkulu, içtenlikli ve tutkuludur. Bir o kadar da tembeldir. Zamanla yarışmayı sevmez. 21. yüzyılın verileriyle Akdenizli olmak arasında ince bir çelişki vardır ki, bu da o coğrafyanın çağdaş trajedisine pek çok alanda yansımaktadır zaten.

Melisa Gürpınar (şair, yazar)

AKDENİZLİ OLMAK

Akdenizli olmak bir yaşam biçimidir. Ailenin, birlikte olmanın, kahkahanın ve duygusal zevklerin tadının çıkarılmasıdır. Akdeniz, yaşam biçimleri ve değerlerinde benzerlikler taşıyan farklı toplumların oluşturduğu özgün bir kültürel alanı da aşan, farklı bir yaşamdır.

Akdenizli kadınlar sağlıklı beslenmenin ve yaşamanın sırrını ellerinde tuttular. Lezzet, çeşitlilik, aile sevgisi ve ruhsal arınma Akdenizli kadınların hayatlarının özüdür. Onlarda doğal bir yaşam sevinci, özgüven, uzun ve mutlu yaşama arzusu göze çarpar.. Üstelik çoğu da inceciktir..

Akdeniz Kadını

Akdeniz kadınının gerçek tarihsel örneklerine gelince; yalnızca bize armağan edilen büyük adların listesine bakmak bile bir şairin başını döndürür. (“Mausolus öldüğü zaman karısı Artemisia onun gücüne sahip olabilmek için havanda dövdüğü kemiklerinin tozunu şarapla karıştırarak suyunu içti…”) Metanira, Kleopatra, Hypatia, Teodora, Beatrice, Laura, Catherine, Cornaro, Sappho, Agrippina, Lucrezia Borgia, Klytemnestra, Thais, Penelope, Bouboulina… bu liste böyle neredeyse sonsuza kadar uzar gider. Onların hepsi bu gizemli denizin çocuklarıdır, zeytin, çirişotu, servi, defne, hepsinden önemlisi de, kutsal asma ne kadar ölümsüzse o kadar ölümsüz görünen insanlar halinde o doğa görünümünde yer alırlar.

Akdeniz’in kendisinin tarihi ne kadar çeşitlilik gösterirse, Akdeniz kadını da o kadar çeşitlilik gösterir, ister Girit’in karanlık labirentlerinde dolaşsın, ister elinde bıçakla Tiryns ya da Mykene’nin kanlı koridorlarında yürüsün, ister bir Rönesans gülümsemesiyle sizi zehirlesin ya da yüreği çarparak toreador’un (matador) kan kırmızısı elinden kan lekeli zafer yadigârını alsın. Ama onun hiç zayıflıklarının olmadığını düşünmeye cesaret edemeyiz – çünkü onun güçlü şehveti ve sadakati, gururu ve duygularının naifliği, birden fazla şairi damarlarını kesmeye ya da askerleri, Helen gibi kendisi için, haksız savaşlar açmaya sürüklemiştir. Yine de biz onun başka türlü olmasını istemezdik. Hatta kadının ruhu olmadığını söyleyen Müslümanlar bile onun varlığıyla kusursuzluğa ermemiş bir cennet düşünemiyorlar: Onların öte dünyası, bir ağustos gecesinin, ruhu olmayan parlak ateşböcekleri gibi “hanum”ların titreşen karaltılarıyla doludur.

Akdeniz kadını pek çok açıdan köleleşmiş görünürken, yine de aile denen arı kovanının kraliçe arısıdır. Torunlarının sevgili zorbasıdır…..

LAWRENCE DURRELL